Ne Gülüyorsun? Anlattığım Senin Hikayen / Ümmi’den Mektuplar 2

“Kendi sorgusu yüzünden ayağa kalkıyor insan, arıyor.

Yusuf bir ayna mıdır acaba?”

İçindekiler:

Aziz Dost;

Senin aziz varlığın uçsuz bucaksız bir ummana benzer. Yüzlerce alem, o ummana gark olup gitmiştir. Kim olduğunun, ne olduğunun farkında mısın? Ruhani alemin mukaddes sakinleri sürekli yüce makamlara doğru seni çağırırken ve teşvik ederken, sen günlerini gafletle, türlü türlü hevesattan işlerle heba ediyorsun. Sürekli arıyorsun, ama neyi? Ne aradığını bilmediğin için, bulup-bulmama konusunda da hep şüphe içinde bocalayıp duruyorsun. Can sedefinin içinde inci gibi gizlenmiş ruhun her gece nurani alemlere doğru seyr ederken, sen yularını kaptırdığın nefsinin hülyalarında şu dünyanın bin bir çeşit necasetiyle gönlünü ve aklını meşgul etmektesin. istidadlarının gerektirdiği yüce makamlara çıkamamanın verdiği ağırlık altında eziliyorsun. İçinde duyduğun sıkıntı bu ezilmişliğin verdiği acıdan kaynaklanmaktadır, bunu farket ki ağlamayan bebeğe emzik vermezler.

Kişinin üzerindeki ağırlıkların temel kaynağı şüphedir. Zira insan rüyada iken uçar, su üzerinde yürür uyanıkken yapamadığı nice şeyler yapar. Çünkü rüyada Ruh cesede hakimdir ve şüphe kalkmıştır. İnsan herşeyi yapabilir o an. Çünkü ağırlıklarından kurtulmuş, cesed Ruhun emrine girmiştir. Yüzme bilmeyen kendini suya bırakırsa, su onu kuru bir dal parçası gibi yüzeyde tutar. Fakat boğulacağım korkusuyla şüpheye düşeni, tonlarca ağırlığı olan gemileri bile yüzeyde tutan deniz bi anda dibe çekiverir, çünkü esas ağırlık şüphedir. Sende kendinden şüpheyi kaldırmağa savaş.

Azizim;

Yatağından çık, kilitli kapılarını aç, elini çenenden çek ve öyle oku. Gecenin serinliği ile sukunetini hissederek ve dinleyerek. Çünkü bunlar senin öz malındır. İlahi esmaların su ve toprakla karışımından husule gelen şekil insan cesedidir. Bu cesedde mukaddeslerin mukaddesi ilahi bir lem’a vardır, ona ruh diyoruz. Ruh cesedle işitir, görür, konuşur ve iş görür. Allah ın emir cümlesinden ruh cesedde durduğu müddetçe errezzak rızkını, el kavi enerjisini ve gücünü verir. Bu bedenin kainattaki yegane mabed olduğundan gafil olma, içine fitne fesat, haram lokma, dedikodu, gıybet ve hased sokma, temiz tut. Kendinin kıymetini anlayabiliyor musun? Ne yapayım, kime gideyim deme. Ne arıyorsan sende, sende. Soruda cevapta Sensin. Yunus diyor ya “Seni deli eden ne varsa, sendedir sende.” Sakın kimsenin sana dışardan birşey verebileceği zannına kapılıpta “Ne yapsam da birini bulup eteğine yapışsam, dertlerime derman bulsam” diye aklından geçirme. “Mürşid ara kendine” diyenlere de kulak verme, içine yönel. Çünkü bu zamanda hakiki mürşidler kendilerini sırrın izbe köşelerine gizlediler. Aramak beyhude bir uğraş olur, sen kendi içini güzelleştirmeye ve doldurmaya uğraş, onlar gelir seni bulur. Bunu nasıl yapacağım dersen, dinle: Hocam r.aleyh “Bu zamanda mümine Allah, Resülü ve Kur’an yeter de artar bile, hatta o kadar artar ki burdan fezaya kadar kim varsa hepsine yeter” demişlerdi. İşte, bunlar senin karanlık yollardaki meşalen olsun, Âgah ol!

Mürşid; tasavvuf şuurunu tahammül hududuna getirendir, sende meknuz bulunan ilahi hassaları kullanabilecek temizliğe erişmen için sana temizlik usul ve yollarını gösteren, bunu yaparkende almadan veren bir gözcü, işaretçi ve tasfiyecidir, haberin olmadan sendeki fenalıkları kaldırandır. Mürşid; ibadetin ecir ve sevap için yapılmadığını ancak ‘yanaşmak’ için olduğunu, tereddüt ve şüpheden tamamiyle âri olarak öğreten,  kendisi de kamil, kimsedir. Her işinde sevap-günah gözetme, kendine hakaret etmiş olursun. Her insan kendinin çobanıdır ve herkesin Cebraili kendi elidir, unutma. Ateşin yakmadığı eşref saatinin sırrını öğretecek bir usta ara, (eğer) arayacaksan. Bu zamanda kolay iş değildir haa, unutma. Bulutlarla arkadaş olanın sakalara ihtiyacı kalmaz. Elindeki baltayı bırak, ormana öyle gir! Bulut gölgesinden çadırı olan niceleri var, görürsün. Bir tohumda bir ormanın gizli olduğunu, bir damlanın denize bile faydası olduğunu bilir misin? Tek başlarına bir anlam ifade etmez görünen damlalar bir araya gelince neler yaptı, Tufan’da, hatırlasana. Su gibi aziz ol, dede sözü boşa değil. Sende bir damlasın, amma, sende bir umman gizli. İşte onu açığa çıkartma savaşıdır hayat.

Dikkat et,

Kendini hor görme, örseleme, kıl kadar inhiraf etme ki sende sırrullah var. Bu alem deniz, bu beden de balık, bizde içinde Yunus. Yunus Allah ismini zikredince, kendi acziyetini kavrayıp suçunu itiraf edince, balık onu karaya kustu. Ne demek istiyoruz, düşün, anla. Alemin bir tekamül denizi olduğunu unutma. Doğum, yaşam ve ölüm bu bahrin emvacıdır. Onun için aleme sır gözü ile bak,  herşeyin aslına kavuşmak için çırpındığını, zevalin esasında kemale giden yolda bir basamak olduğunu anlarsın. Kemalat’ın celal ile cemal’in bitiştiği yerde zuhur ettiğini anlayan çok azdır.

Çünkü biz bugünün insanları, herşeyi akla vurup gözümüzle dokunarak kabul ediyor ve bu böyledir diyoruz. İnsan gözü aklı kadar görür. Akıl ise insana bir doğru yanlış terazisi olarak verilmiştir. Ruh alemini toptan reddetmek ya da aklileştirmeye çalışmak en büyük beşer hamakatidir. Duyguları, hisleri beyinsel birtakım hormonal salgıların sonucu görmek ve insanın bu hormonları salgılaması için onu tetikleme araştırmaları yapmak, yani insanı farzı muhal bir robot olarak tasarlama gayreti içerisine girmek,  yine bir hamakattir, insanın insaniyyetine hakarettir. Ancak ne yazık ki insanı et-kemik ve sinirden müteşekkil bir canlı olarak görüp, sosyal hayatını ve düşünce yapısını bu anlayış üzere bina etmiş bir dünyada yaşıyoruz maalesef. Halbuki insan yalnızca et-kemik-yağ ve sinirden ibaret olmayıp onu bu hayvani yönden kurtarıp, alemin en ulvi mahluku haline getiren bir ruha hamildir, ki esas kıymetini belirleyen de bu yönüdür. Çamura düşen altını kuyumcuya götürürsen, çamuruda altından saymazlar heralde. Ama içindeki altından dolayı, onuda hemen atmazlar. Altına zarar vermeden usulünce temizlerler. Dicle ve Fırat’ı Mezopotamya’dan, Seyhan ve Ceyhan’ı Anadolu’dan, Nil’i Mısır’dan, Amazon’u Amerika’dan ve Ganj’ı Hint’ten kaldır, buralar hep çöl olur. İnancı, imanıda insandan kaldırır, ruhi yönünü es geçersen geriye et, kemik, yağ ve sinirden ibaret utanç yığını bir cesed kalır. Eti yenilmez, yağından mum olmaz.

Ya hu kendini temizle, uğraş cehd et diyorsun. Evet, diyorum.. Nasıl olacak bu?

Öyleyse dinle. İnsanın tek midesi yoktur, 3 tane midesi vardır. Nasıl olur? Bal gibi olur, dinle; Akıl, Mide ve Kalp, senin 3 midendir. Aklı sahih bilgi ile parlatıp doyur ve şüpheden temizle, mideyi helal rızık ile besle! Sonra bu ikisinden husule gelecek gıda ile Ruhun gölgesinin gölgesinin gölgesi olan gönlü uyandır ve besle. Bunu çok düşün, çok düşün. Her yerde sıkça vurgulanan az uyumak, az konuşmak ve az yemek usülü ile daha kolay vusül yolu bulursun. Sahih ve temiz niyeti, samimi ve sürekli amellerle süslersen, artık yola girmiş temizlik hududuna yanaşıyorsun demektir. İşte o zaman hakiki mürşid gelir seni bulur, zaten sen arasan bulamazsın. Çünkü arayanın bulduğu birşey yoktur, fakat arayanı bulan çok şey vardır. Hocam (r.aleyh) bir sohbetinde “Yaşı gelmeyeni askere çağırmazlar oğlum, ama yaşın geldi mi celb yollar çağırırlar. Sen o temizliğe ulaş onlar telefonunu arar çağırırlar seni” demişti. Bu iş, boş bir odada kibrit çakmaya benzer. Oda boşken birşey olmaz fakat odayı gaz ile doldurursan bir kıvılcım bile büyük bir yangına sebebiyet verir. İş o temizliğe erişmekte ve içini doldurmakta, alemin her yeri kıvılcım ile dolu zaten.

Onun için donmuş suyun Güneşten haberi yoktur, olsa hemen erir varlığından geçerdi. Senin de, Senden haberin yok. Uyanmayı ibret almayı Hakk’tan dile, kitaptan sözden değil. Bugün insanlık ayaklarından biri alabildiğine uzamış diğeri de alabildiğine kısalmış topal bir yolcu haline gelmiştir.

Kabahat sende mi? Hayır!

Bende mi? Hayır!

Kabahat tam olarak anlayıp göremeyen gözlerdedir. Bugün zaten hepimiz gölgesinden yere prangalanmış esirler gibiyiz.

Bak Bizim Yunus ne diyor;

Suret nakşın yumak ile

gönül mülkü temiz olmaz.

Akıp rahmet suyun çağlar

gönül çirkin yuyan gelsin.

Son olarak içerisinde ciltler dolusu kitabın manasını taşıyan 2 satırlık şu hikayeyi anlatıyorum, sen anla.

2 mahkum hapishanenin demir parmaklıklı penceresinden dışarıya baktılar. Biri yerde çamuru gördü, ötekisi yıldızları. Yıldız gökte gece görünür.

Bu kısacık sözün içini sen deş, ama gönlün için, dedikodu için değil.

Sözü bağladık,  kal sağlıcakla.

Similar Posts

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir