in

İslam Kimliği “Ben Müslümanım!” Diyebilmek

Din, hayatın kendisidir, yaşama şeklidir. Fiillerimizi, düşüncelerimizi, kararlarımızı ona göre ayarladığımız bir sistemdir. Sadece islam değil, diğer dini oluşumlar, ideolojiler, düşünce sistemleri hepsi aynı şey için vardır, insanın hayatını şekillendirmek. İslam’ın, son din olması ve büyük bir çerçevesinin çizilmesinden dolayı, diğer dinlerden çok daha geniş bir yapısı var haliyle. Şunu demek yanlış olmaz “Dinin (İslam’ın) karışmadığı, kapsamadığı tek bir yer yok”. Öyle ki devlet yönetiminden tuvalet adabına, yemek yemekten ekonomiye, insanlar arası ilişkilerden düşünce sistemine kadar her şeyi kapsayan bir yapısı var. Ef’âl-i mükellefîn denilen bu hükümler muhakkak herşeyi kapsıyor (Farz, vacip, sünnet, müstehap, mubah, mekruh, Haram). İnsan hayatında herhangi bir eylem mutlaka bu hükümlerden birinin içerisinde yer alır. Şunu söylemekte fayda var, din (özel anlamda İslam) insanı, ahirete hazırlamak sebebiyle, dünya hayatını şekillendirmek için gönderilmiştir. Eğer dinin kapsayıcılığını anladıysanız, onun hayatın hiç bir alanından çıkarılamayacağını da anlamışsınızdır.

Müslüman ise dar anlamda, teslim olmak demektir. Rabbine teslim olan, onun emir ve yasaklarına itaat eden demektir. Mü’min, Allah’a kayıtsız şartsız iman eden, onun varlığına ve birliğine şahid olan anlamındadır. Bu kısa tanımlar bile herşeyi açıklıyor aslında. Bütün dünya hayatını, fiilleriyle, düşünceleriyle, kararlarıyla, canıyla, malıyla Allah’a adayan kişiden bahsediyor tüm tanımlar. Bütün amaç Allah’a güzel bir kul olup onun rızasını kazanmaktır. Rabbimiz, razı olduğu kullarına ahirette ebedî güzellikler nasip edeceğini buyurur. Cennet bu açıdan amaç değil, bir hediyedir. Bunun bilincinde olan her insan, dinini layıkıyla anlamak için büyük bir yol kat etmiş demektir.

İslam Kimliği "Ben Müslümanım!" Diyebilmek 1
Ben Müslümanım demek

Bütün bu tanımlamaları zihnimizin bir kenarına bırakalım. Meselemiz “Ben Müslümanım (elhamdülillah)” diyebilmek. Sekülerizmin sert rüzgarlarında kavrulmuş bazı müslümanlar, dinin özünü kavramakta güçlük çeker hale gelmişler. Allah, İslam’ın yaygınlaştırılmasını emreder. Bunu zorbalıkla yapmak veya herkesi zorla müslümanlaştırmak değil kastedilen emir. Tabiri caizse “Bütün insanların kalbine (gerçek) islam ulaşana kadar” demektir. İslamofobiden uzak, önyargılardan, batıl inançlardan, yanlış bilgilerden arındırılmış olan gerçek İslam’dan bütün insanlık HABERDAR OLANA KADAR uğraşmak demektir. Kalbinin kapısına kadar ulaşmış bir dini, insan, ya kapıdan buyur eder müslüman olur, ya da kalbine kabul etmez iman etmez. Burada müslümanların herhangi bir zorlaması yoktur. Çünkü Dinde zorlama yoktur. Doğru eğriden açıkça ayrılmıştır… [Bakara/256] ayeti bunu ifade eder. Veya “Eğer Rabbin dileseydi, dünyada ne kadar insan varsa hepsi imana gelirdi. Ama bunu irade etmedi. Şimdi sen mi, imana gelsinler diye insanları zorlayacaksın?(Yunus, 10/99) ayeti bunu ifade eder. Müslümanın görevi hakikati insanlara ulaştırmaktır, yeryüzünde olan bütün fitneyi, bütün zulmü engellemektir.

Seküler yaşamın getirdiği cahillik, insanların zihinlerinde hak ile batılı karıştırma hastalığına sebep oldu. Onlar Kur’an’ın, Furkan ismini (Hak ile batılı ayıran) unutup kendi zihinlerinde bocalamaya başladılar. Dini yalnızca evde yaşanan, gizli yapılan bir kaç ibadete sıkıştırmaya çalıştılar. Daha da ileri giderek kendi yaptıkları bu eylemleri, yaygınlaştırma, tek gerçek görme saplantısına düştüler. Zamanla artık sosyal hayatta “dînî” olan herşeyi dışlanmaya, sindirmeye çalıştılar. Çünkü onlara göre din, “Yalnızca evde, gizlice yapılan bir iki duadan” ibaret hale geldi. Öğrenmeye ve öğretmeye karşı cephe aldılar. Bu tutumları “Allah var AMA bize karışamaz (HAŞA)” düşüncesine kadar ilerledi. İslam’dan, deizme giden bir ılımlı kategori oluşturdular kendilerince. Bu tutumlarını baskı, zorbalık, ayıplama ve dışlamalarla bütün müslümanlara uygulamaya başladılar. Bu katı tutum ve psikolojik baskı taşıyan eylemleri birçok insanı etkiledi. Şuan insanların içerisinde “Ben Müslümanım” demek bile linç edilmeniz için yeterli. Bu kadar sert bir karşılık bulmasanız dâhi “Ne alaka, biz Müslüman değil miyiz? Sen ne demek istiyorsun! Bunu söylemenin yeri burası mı?” gibi bir mahalle baskısı hissetmeniz içten bile değil. En başında dediğimiz gibi din hayattır, hayat dindir. Oysa hâlâ, dinin hayatın bir parçası olduğunu kabullenmek istemeyenler; dini, hayattan söküp çıkartmaya çalışmaya devam ediyorlar.

Kitlesel yaklaşım ve yargılar, bireysel düşüncelerin üzerinde sert bir karar mekanizmasıdır. Özellikle toplumsal ayıplama, dışlama, küçük düşürme davranışları bireyler üzerinde travmatik sonuçlar doğurabiliyor. Bu yüzden bireyler dışlanan düşüncelerini bastırma, kimliğini gizleme, olmadığı bir insan gibi davranma eğilimleri gösteriyor. Bu doğal bir süreç fakat burada ilginç olan durum şu; müslüman bir toplumda müslümanlar, İslami kimliklerini gizlemek durumunda kalıyor. Tarih boyunca bütün İslam devletlerinde ve toplumlarında hangi inanca sahip olursa olsun gayrimüslimler, rahatça kendi kimliklerini söyleyebilmiş hatta özgür biçimde yaşamışlardır. Aynı şekilde (aşırıcı ve dini bilgisi olmayan grupları saymazsak) günümüz popülerizminde de hangi inanca sahip olursa olsun insanlar kendilerini ifade edebiliyorlar. Bu durum müslümanlar için nedense geçerli değil. Müslümanlar kendi kimliklerini gizlemek zorunda hissediyor. Hatta din kardeşlerinin kimliklerini de baskılamaya çalışıyorlar.

Mesela Belli mevkilere gelmiş müslüman insanlara karşı “Dini kullanmak, din tüccarlığı vb” yakışıksız isimler takılıyor. İşte bu yargıları veren insanların dinden, islamdan hiç anlamadığı hatta İslami bilgilerinin temel seviyede dahi olmadığını anlayabiliyoruz. Bu yaftalamaları yapıştıran İslam karşıtı kesim, bazı Müslüman zihinleri de öyle etkilemiş ki artık onlar da böyle düşünmeye başlamış. Oysa dini, hayattan ayıramayız hatırladınız mı? Yani bu insanlara “Dinini evinde yaşa, işe gelirken kapıda bırak” demek gibi bir şey, bu mümkün mü? Yada iki yüzlü bir tavır sergilenmesi mi bekleniyor? “Müslümansın ama, insanlara karşı dinini sakla. Onlara müslüman değilmiş gibi iki yüzlü davran” demek olabilir mi bu tutumlar? Yanlış anlamayın kimsenin savunuculuğunu veya düşmanlığını yapmıyorum. Ben sadece Müslümanım.

Bütün bu yapılar gizli müslümanlık oluşmasına sebep oluyor. Müslümanım deyip hayatının bir çok yerinde İslam’a yer vermeyen veya yalnızken müslüman olup, “Elalem ne der” düsturuyla toplum karşısındayken İslam’ı terk eden. Gizli Müslümanlık da maazallah “Allah’ın indirdiği kitabın bir bölümünü gizleyenler ve onu az bir karşılık için satanlar yok mu, onlar karınlarına ateşten başka bir şey doldurmuyorlar. Allah kıyamet gününde onlarla konuşmayacak, onları arındırmayacak! Onlar için elem verici bir azap vardır. [Bakara/174] ayetini hatırlatıyor bana. Kişi yalnızca kesin bir şekilde ölüm veya bir uzvunu kaybetme tehlikesi yaşıyorsa dinini saklayabilir veya (sadece dil ile) reddedebilir, fakat burada da şu var ki bunu yapmamak daha efdaldir. İslam’ın ilk şehitleri Hz Yâsir ve Hz Sümeyye bunun en güzel örneğidir. Onlar bütün işkencelere rağmen müslüman kimliklerini gizlemediler, reddetmediler ve en mübarek şehitlik makamına eriştiler, hem de İslam’ın ilk şehitleri olarak. Bize ne oluyor ki sadece zann ile çekinip bunu saklama ihtiyacı hissediyoruz? Afedersiniz ama seküler bir müslümanla, hiçbir dine inanmayan insan arasında (dışarıdan) ayrım yapmak imkansız. Çok önemli bir noktaya değinmek istiyorum. Müslüman, İslam alâmetini taşımalıdır. Yani fiileriyle, görünüşüyle, konuşmasıyla, düşünceleriyle müslüman olduğunu belli etmelidir. Hz. Muhammed (s.a.v) bir çok hadisinde kâfirlere muhalefet etmeyi (onlara benzememeyi, onlardan ayırt edilebilmeyi) emrediyor. “Kim bir kavme benzemeye çalışırsa, o da onlardandır.” (Ebû Dâvûd, Libâs, 4/4031) hadisi de buna örnek.

İslami kararlarımızı, insanî duygularımızla karıştırıyoruz artık. Bunu her birimizin kendisiyle muhakeme etmesi olmadan da çözemeyiz. Bu öncelikle bilinç, sonra da karar mekanizmasına bağlıdır. Her türlü eylemimizi, düşüncelerimizi belirleyen şey nedir? Hangi dindir? Hangi ideolojidir? En başta dediğimiz gibi, hayatımıza kararlarımıza şekil veren ideoloji nedir? Bunu sadece semavi dinler olarak düşünmeyin, “dinleştirilmiş” her türlü düşünce sistemini içerisine alıyor. Bu açıdan Rabbini inkar eden ateistler dahi, hayatlarına karar veren ideolojilere iman ediyor onları dinleri haline getiriyorlar. Bunlara “İlahsız dinler” demeyi tercih ediyorum. Öyleyse bir içsel yolculuğa çıkalım hadi, hayatımıza hangi “din” şekil veriyor?

Müslüman kimliğini gizleme meselesinde açık bir örnek vermek istiyorum. Bir arkadaşınız, hatta aileniz, patronunuz vb size içki ikram etse, “müslüman olduğunuz için içki içmiyorsunuz haliyle” nasıl bir cevap verirdiniz? Kibarca “Hayır teşekkürler ben kullanmıyorum” deyip tebessüm mü ederdiniz? En yaygın cevap bu oluyor genelde. Oysa çok daha kararlı, net ve nispeten kibar bir cevap var, “Ben Müslümanım”. Bu cevapla herşeyi açıkladınız demektir. “Hadi kumar oynayalım” – “Ben Müslümanım” bu kadar basit. Efendim bu cevaptan sonra gelen en yaygın tepki “Ne demek istiyorsun biz müslüman değil miyiz!” oluyor. İşte orada bütün düğüm çözülüyor aslında. Allah’a teslim olan (müslüman) sıfatıyla, Allah’ın açıkça haram kıldığı, yasakladığı şeyi mi yapıyorsun?

Din bir “paket sistem” gibidir. Eğer o dinin, ideolojinin içine girerseniz herşeyi kabul etmiş olursunuz. Bir sözleşme, bir ahit yapmış olursunuz. “…Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz?…[Bakara/85] ve “Allah ve Resûlü, bir işe hükmettiği zaman, mü’min bir erkek ve mü’min bir kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resûlü’ne isyan ederse, artık gerçekten o, apaçık bir sapıklıkla sapmıştır.[Ahzâb/36] ayetleri aklıma gelen ilk örnekler. Yani “Her şeyi kabul ettim” demekle giriyorsunuz bu kapıdan. Hz Ebubekir ve Hz Ömer döneminde, biz herşeyi kabul ettik fakat sadece zekat vermeyiz diyen gruplara, Halifelerin (uyarılardan sonra) savaş ilan ettiğini hatırlatmak isterim. “Ben Müslümanım” demek herşeyin kısa bir cevabı, öyle de olmalı zaten. Bunu söylemekten korkmayın, çekinmeyin, tereddüt etmeyin. Muhakkak ki Allah, dinini cesurca yaşayanları daha çok sever. Hz Ömer’in ve birçok sahabenin ölümü, işkenceyi göze alarak, daha İslam’ın ilk yıllarında az sayıda olmalarına rağmen kafirlerin karşısına dikilip “Ben Müslümanım” diyebilmeleri onların cesaretini göstermez mi? Teslimiyetin? İmanının şiddetini? Peki biz neyden korkuyoruz? Gülerler diye mi?

İslam Kimliği "Ben Müslümanım!" Diyebilmek 2
Gösteriş budur işte. Allah rızası dışında yapmak

Müslüman, İslam’ını göstere göstere yaşamalıdır, üzerinde İslam alâmeti taşımalıdır. Bu riya değildir. Riya konusu geniş bir mesele, özel bir konu yazacağız inşallah ama kısaca değinelim ki konu toparlansın. Riya, gösteriş yapmak olarak türkçeleştirilmiş, Şov yapmak demektir. Niyetle ilgilidir riya konusu. En temel anlamda Allah rızası için yapılmayan iyiliği ifade eder. Normalde olmadığımız biri gibi görünmek, yalnızken yapmadığımız şeyleri insanların karşısında yapıyor gibi görünmek ya da tam tersi. Mesela sağlık için spor yapan bir sporcuya, spor yapıyor diye gösteriş yapıyorsun diyemeyiz. Fakat normalde spor yapmayan birisi çevresinde birileri varken öyle görünmeye çalışıyorsa, gösteriştir. Veya niyet dedik ya, kaslarını göstermek için şov yapıyorsa gösteriştir. Kısaca olmadığı biri gibi görünmek riyadır veya insanlara kendini nefsani duygularla gösterme çabası, bu kadar basit aslında. Yoksa İslam bireysel olduğu kadar, toplumsal da bir dindir. Diğer dinlerden çok daha yoğun bir şekilde toplumsal birliği emreder. Müslüman olduğunu belli etmenin riya olduğunu sananlar cuma namazlarını, bayram namazlarını, ezanı, orucu, kurbanı, cenazeleri vb açıklayamazlar. Topluma göstermeden yapılması mümkün olmayan yüzlerce belki binlerce davranış vardır İslam’ın içerisinde, maalesef bazı insanların unuttuğu. Onların sandığı tanıma göre peygamberleri hiç bir yere koyamayız o halde. Bu konunun reddiyesine başka yazıda ayrıntıyla yer vereceğim biiznillah.

Toparlamak gerekirse müslüman, müslüman kimliğini açık etmek zorundadır (ölüm tehlikesi yoksa). Haramlara ve kötü fiillere karşı cevabı “Ben Müslümanım” diyebilmek olmalıdır. Dinsizliğin, eşcinselliğin, kumarın, içkinin, zinanın, her türlü pis ve çirkin eylemin açıkça yaşanmasını desteklerken, müslümanların kimliklerini ve dinlerini gizlemeleri için baskı yapanlara destek olamazlar, olmamalılar. Fiillerimizi, görünüşümüzü, düşüncelerimiz ve tercihlerimizi “İslam dini” çerçevesinde uygulamalıyız biz müslümanlar. İmanına şirk karıştırıp “ilahsız dinlerle” hayatını şekillendiren kişi muhakkak Allah’a şirk koşmuş olur. Din, hayatı şekillendiren bir çerçevedir, hatta hayatın kendisidir. Bir müslüman, teslim olduğuna ahdettiği zaman dini, bir paket gibi bütünen kabul etmiş olur. Müslüman gibi düşünmek zorundayız, çünkü her davranış düşüncelerden doğar. İslam’a bu kadar sert karşıtlıkları olan insanların olduğu bir dünyada, müslümanlar din kardeşlerine baskı ve zulüm yapmayı bırakmalı artık. Hakikati engelleme çabası, hakikati yaymak şekline dönüştüğü zaman, işte o zaman dünya çok daha adil ve barış içerisinde olacaktır. Selametle…

Not: Kornea naklinden sonra görmem %1’in altına düştü. Okuyup yazmakta zorlanıyorum. Yazıyı yazmada ve düzenlemede yardımcı olan arkadaşlarıma teşekkürü borç bilirim.

Yorum Bırak
  1. Gerçekten çok önemli bir konuya değinilmiş. Günümüz insanını özetler nitelikte bir yazı olmuş, denildiği gibi bazı şeyleri başarabilmemiz için önce neye ve niçin inandığımızı bilmemiz gerekmektedir(tüm mesele burda yatmaktadır. ) Bu halledildimi gerisi Allah’ın izniyle gelecektir.
    Allah razı olsun muvaffak olmamız dileğiyle…

  2. Halis niyetle yapılan iş Allahın izniyle fevkalede olur. Emeğine sağlık Muhammed kardeşim. Rabbim sana acil şifalar versin inşaallah.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir