in

Anıların Yolundan – Ön Yargıya

Geçen izlediğim bir videoda ön yargıdan bahsediyordu adamın biri, “Ön yargı çöplüğü” diyordu. Allah Allah! Dinlediğimde şöyle bir durup baktım kendime. Günümüzde ki insanları anlatıyordu. Dinledikçe tanıdığım insanların yaptıkları, dedikleri gözümün önünde bir bir canlanıyordu ve düşünmeye başladım. Bir süre sonra fark ettim ki düşüncelerimin yolunu kapatan bir engel var. Tekrar döndüm, bir daha baktım kendime. Hayır! Bu ben değilim. Doğru düşünmemi engelleyen bir şeyler var.

Ön yargı

Hem İslam’a karşı hem de insanlara karşı kalıplaşmış ve mutlak doğru olarak kabul ettiğimiz düşüncelerimizden kurtulup şöyle bir etrafımıza bakalım. Herhangi bir temele dayanmayan düşüncelerimizi bir tarafa bırakarak tefekküre dalalım ve “Acaba benim düşüncelerimin doğruluk payı nedir?” diye kendimizi bir sorguya çekelim. Tabi insanın kendisiyle yüzleşmesi pek de kolay bir hadise değil zannımca. Kendimizi, doğrulukla ilişkisi olmayan yargılardan soyutlayarak bakalım etrafımıza. Olayları ona göre analiz edelim.

Şimdi sizlerin zihninde bir hatıramı canlandırmak istiyorum, hazır mısınız? Yakın zamanda yorucu hayat meşgalesinden dolayı şöyle bir doğaya kaçalım dedik. Kıymetli bir dostumla birlikte ilk fırsatta aldık pılımızı pırtımızı düştük yola. Oturduğumuz yere yaklaşık 30 km uzaklıkta bir gölet ve etrafında da mesire alanı varmış. Tam da aradığımız kriterlerde bir yer. Hem piknik yapılacak imkânların olması hem de suyun bulunmasından dolayı karar verme konusunda pek de zorluk çekmedik. Dolayısıyla oraya bir sonraki gün dönmek üzere gitmeye karar verdik. Doğa demişken hepimizin çocukluğu doğayla iç içe geçti. Neredeyse hepimiz köyde doğup büyüdük. Taştan veya kerpiçten yapılan tek katlı evlerde doğanın tam da ortasındaydık. Büyüdüğümüzde ise eğitim nedeniyle başka şehirlere gitmek zorunda kalıyorduk. Velhasıl bizler doğanın o temiz havasına ve insana huzur veren sessizliğine pek de yabancı sayılmayız. İki saatlik bir zaman diliminden sonra gideceğimiz yere varmıştık. Çadırımızı kurduk, yemek falan yiyelim derken akşam olmuştu. Tabi her ne kadar bizim gibi yatağı sırtlarında olmasalar da etrafta başka insanlar da vardı. Aileleriyle tatil gününü piknik yaparak değerlendirmek istemiş olmalılar.

Fırsat bulduğumuzda insanlarla muhabbet etmeye çalışıyorduk. Yoksa gece bitmezdi. Malumunuz insan, başka insanın varlığına muhtaçtır, yoksa yalnızlıktan maazallah kafayı yer. Sonraları amcanın biriyle koyu bir muhabbetin içinde bulduk kendimizi. “Amca” diyorum çünkü yaşı bayağı ilerlemişti. İlk başta söylemekten kaçınmak istediyse de Halkla İlişkiler profesörü olduğunu öğrendik. Tabi hangi bölümü okuduğumuzu söylemedik amcaya. Adam ne de olsa profesör. Farkında olmadan söyleyeceğimiz bir bilginin yanlışlığını veya doğruluğunu hemen anlayabilir ve bizim yanlışlığımızı yüzümüze vurup bizi zor durumda bırakabilirdi. Bundan ötürü temkinli davranıyorduk. İnsanız sonuçta, hata yapmamız pek de uzak bir ihtimal değil. Muhabbetimiz bir hayli koyulaştı. Ramazan ayının başlayacak olmasından dolayı olsa gerek söz oruca geldi. Söz konusu ‘İslam’ olduğunda herkesin mutlaka söyleyecek bir şeyleri oluyor. Kimi bildiği halde, kimi de bilmeden yorumlar yapıyor. Bir ilahiyat öğrencisiyle muhabbet ettiğinizde, sözün dönüp dolaşacağı konu haliyle dindir. Çünkü ilahiyat öğrencisi kendini her zaman bir tebliğci pozisyonunda görür ve ona göre hareket eder. Davranışlarına ve sözlerine dikkat eder. Ama profesör, bizim de kendisi gibi düşündüğümüzü zannederek çok rahat yorum yapıp, istediği konuda kendine göre fetva çıkartabiliyordu. Biraz da kulaktan dolma söylentilerle düşüncelerini temellendirmeye çalışıyordu. İslam’a uzak bir yaşayışının olduğu da belliydi. Dolayısıyla kulaktan dolma, gerçeklikle ilişkisi olmayan olaylar anlatıp duruyordu. İslam’ı insanlara göre değerlendiriyor, Müslümanların yaptıkları bütün davranışları sanki İslam’ın aslıymış gibi değerlendiriyordu.

İslam’ın ilk zamanlarına baktığımızda Peygamber efendimiz (sav) ve arkadaşları ‘İslam’ı öyle güzel ve doğru yaşıyorlardı ki onların ‘İslam’ı insanlara anlatmasına gerek bile kalmıyordu. Nitekim onların yaşayışlarını görenler kendileri İslam’a giriyorlardı zaten. Ama maalesef ki günümüzde İslam’ı Müslümanların hayatına göre yorumlamak pek de doğru bir şey olmasa gerek. Çünkü Müslümanlar gittikçe İslam’dan uzaklaşıyorlar. Hâlbuki İslam’ı insanlara göre değil, insanları İslam’a göre değerlendirmemiz gerekiyor. Çünkü İslam tek bir yaşayış tarzını emreder. Her yönüyle doğru ve dürüst bir yaşayış. Aynı zamanda İslam, Müslüman’dan yaşamın her alanında aynı çizgiyi takip etmesini ister.

Profesör, oruç tutma niyeti olmadığından kendi vicdanını rahatlatmak için bahaneler arıyor, kendisine fetva çıkarmaya çalışıyordu. Fakat biz yine de bildiğimiz doğrularla (yani Kuran ve Sünnet’in dışına çıkmadan) İslam’ı savunmaya çalışıyorduk. Tanınmış din hocaları hakkında asılsız haberleri söyleyip duruyordu ki hepsi ‘ön yargı’ dan ibaretti. Aslında İslam’ın, insanları bu hale getirdiğini düşünüyordu. Hâlbuki biraz araştırsa söylentilerin asılsız olduğunu anlayacaktı. Tabi hoca hala kimliğimizi bilmiyor, bizi de kendisi gibi kulaktan dolma bilgilerle konuşan insanlar sanıyordu. Zaten öğrenseydi bu sefer savunmaya geçme zorunluluğu hissedecekti. Bu yüzden olay hiçte hoş olmayan yerlere gidebilir, birbirimizi kırabilirdik. Bizde arada bir adama olaylara farklı bakış açısıyla bakması için ayetlerden, hadislerden örnekler veriyorduk. Biz aslında küçük bir araştırmayla doğru bilginin ortaya çıkacağını, insanlar hakkında çok fazla ön yargı olduğunu söylemeye çalışıyorduk.

Burada profesör hakkında ‘ön yargı’ da bulunduğumu düşünebilirsiniz. İlk bakışta böyle bir anlamın çıkması gayet doğal. Fakat hocanın anlatmak istediği ve ileri sürdüğü savlar, okuduğum bölümün temel konularından olduğundan ve daha önce karşılaştığım konular olduğu için ne denli doğru veya yanlış olduğunu anlayabiliyordum.

Dolayısıyla sevgili dostlar; ön yargı, insanların kendi zihinlerinde kurgulardan oluşturduğu bir dünyadır aslında. İnsanlar, her şey ve herkes hakkında doğru veya yanlış bir şeyler biliyor veya bildiğini sanıyorlar. Ve kendi doğrularını da ‘mutlak doğru’ kabul ediyorlar. Bundandır ki çoğu zaman yanlış yorumlamalara düşebiliyorlar. Buradaki ‘ön yargı’dan kastımız hem İslam’a karşı hem de insanlara karşı ‘ön yargı’dır. İslam’a karşı ön yargı da bildiğiniz üzere özellikle Avrupa’da ve dünyanın her tarafında İslam düşmanlarınca ‘’İslamofobi’’ diye tabir edilir.

Buradaki asıl amacımız bir veya birkaç kişi üzerinde var olan bir soruna değinmek değil. Toplum olarak maalesef böyle bir problemle karşı karşıyayız. Normal bir vatandaşın bu yanlışa kapılması belki çok tepki almayacak bir durum olabilir. Netice de ilme sahip olmadığından dolayı bazı meselelerde muhakeme yapamayabilir. Söz konusu bir ilim adamı olduğu zaman, mesele farklı noktalara gelecektir. Malumunuz İslam’ı eleştiren insanlar; hep İslam âlimlerini, meşhur din hocalarını örnek vererek yapıyorlar eleştirilerini.

Kimi insanlar kendi menfaatleri doğrultusunda, kimi insanlar da nefret ettiği kişiler için yalan ve iftiraya başvuruyorlar. Söylentilerini yaymak ve inandırmak için kılı kırk yarıyorlar. Oysa İslam’ın Müslümanlara yasakladığı davranışların en önemlileri arasında iftira ve gıybet var. Başkasının gıyabında onun hoşlanmayacağı bir konu hakkında konuştuğumuzda; konuştuğumuz şey yalan ise karşı tarafa ‘iftira’ atmış oluyoruz, eğer doğru ise de ‘gıybet’ etmiş oluyoruz ki bu ikisi de kul hakkına girer ve Kuran-ı Kerim’de çok sert bir şekilde yasaklanmıştır. ‘’Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirilerinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allaha karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çokça kabul edendir.’’ (Hucurat suresi 12).

Özetle değerli dostlar; söyleyeceğimiz her sözü, mutlaka söylemeden önce durup bir düşünmeliyiz. Söyleyeceğimiz sözün doğruluğunu tartmalıyız. Denilir ki “Söz ağızdan çıkmadan önce insanın esiridir. Ağızdan çıktıktan sonra ise insan sözün esiri olur.” Dolayısıyla söyleyeceğimiz her sözün hem maddi hem manevi sorumluluğu var. Kulaktan dolma laflara, dedikodulara, asılsız iftiralara pek de itibar etmemeli, merak ettiğimiz meselelerde ise araştırıp aslını öğrenmeliyiz. Böylece insanların nazarında saygı görülen bir şahsiyet oluruz. Cenabı Allah’ın bizi her zaman sıratı müstakim üzerinde sabit tutması duasıyla. Gelecek ramazan bayramınızı kutlar, size, ailenize ve bütün Müslüman âlemine sağlık – sıhhat afiyet temenni ederim.

Vesselam…

Yorum Bırak
  1. Kaleminize sağlık .Öncelikle böyle mühim bir mevzuyu ele aldığınıza çok sevindim yazınız çok güzel olmuş. Ancak yazıyı biraz daha kısa tutmanızı tavsiye ederim bir şunu belirtmeliyim ki ıslama fobi zannımca araştırmaktan değilde islamın düşmanları tarafından kasten uydurma bir propaganda mahiyetinde olduğunu düşünüyorum

  2. İyi çok güzel bir yazıyla bizle bilgilendiriniz için teşekkürler . İnsanları önyargıdan uzaklaşması gerek bazen herşey göründüğü gibi değildir….

    • Asıl ben teşekkür ederim. Faydalı olmuşsak ne mutlu bize.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir